3 Şubat 2011 Perşembe

EDALIM

KARAKTERLER ORMANI…
EDALIM
Bundan yıllar yılar önce, ben Çeşme’de yaşıyordum.
Yaşça benden oldukça büyük ama çok dost, çok can bir arkadaşım beni aradı. Eski sevgilisinin Çeşme’ye geleceğini, ben müsaitsem en azından bir “Merhaba” diyerek, bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sormamı istedi. Ben memnuniyetle ilgileneceğimi söyledim.
Arkadaşım evli, dünya tatlısı bir kızları var. Hızlı bir gençlik yaşamış zamanında. Bu arada telefonu kapatırken eski sevgilisinin ismini söyledi, bana pek tanıdık geldi.  1970’lerin oldukça hit olmuş şarkıcılarından biri.
Ben birlikte bir akşam yemeği yeriz diye planlamıştım ama bu durum hem yaş farkımız, hem o günlerden konuşulur paniği ile hemen Anne(Çalıkuşu), Teyze(Güvercin) ikilisinden yardım istendi…
Büyükbabam zamanında anneme Çalıkuşu, teyzeme Güvercin demiş biraz karakterlerinden yola çıkarak…
Neyse bizim kızlar zaten pek meraklıdır bu tür organizasyonlara. Benden önce hazır ve de nazırdırlar…
Sözleştiğimiz saatte Ilıca’da kaldığı otelin önündeydik.
Ben telefonu çaldırınca hemen çıktılar.
2 kişiler. Birisi gerçekten hem plak kapaklarından, hem o döneme ait gazete ve dergilerden hatırladığım yüz. 60 yaşına merdiven dayamış, biraz şişmanlamış, biraz yaşlanmış, biraz olgunlaşmış ama nerde görseniz tanıyacağınız aşinalıkta hala… Uzun, parlak ve düz saçları, iri gözleri, çıkık elmacık kemikleri ve konuşunca o çok tanıdık gelen hafif çatallı, buğulu sesi…
Yanında pamuk saçlı, kısacık boylu, pembe yazlık döpiyes giymiş, inci aksesuarları ile bir kadın.
Edalım.
Şaşırdık çünkü biz sadece tek kişi alacağımızı düşünüyorduk.
Tanışma, merhabalaşma fasıllarından sonra arabaya bindik ve sohbete arabada devam ettik.
Aynı apartmanda oturuyorlardı. Yıllardır komşuluk, komşuluğun yanı sıra sırdaşlık yapmışlar birbirlerine. Geçmişte yaşadıklarının, yaşam tarzlarının farklılığına rağmen, anne-kız olabilecek yaştaki bu iki insan çok sıkı dost olmuşlar.
Çeşme yarımadasında balık yemekten keyif aldığım Şifne’ye geldik. Deniz kenarına oturduk. Ben birbirini tanımayan bizlerin zorlama diyaloglar ile biraz zorlanacağımızı düşünüyordum. Ve bu biraz beni gergin yapıyordu, arkadaşıma misafirlerimi iyi ağırlayacağıma söz vermiştim. Ama düşündüğüm gibi olmadı...
Mezeler, içkiler, balıklar, geçmiş, yaşanmışlıklar, hayranlıklar, anılar, o döneme ait şarkılar, filmler, kıyafetler derken saatin gece yarısı olduğunu anladığımızda hepimiz çok şaşırmıştık.
5 kadın, inanamayacağımız kadar güzel, tadı damağımızda kalan bir gece yaşamıştık. Bazen kahkahalarımıza gözyaşı, bazen gözyaşımıza biraz hüzün karışmıştı…
Onları otele bıraktığımızda ertesi akşam Alaçatı’da buluşmak üzere program yapmıştık.
Akşam yemeğimiz, birlikteliğimiz, sohbetimiz hepimize çok keyif vermişti…
Ama ben Edalım’ı tanıdığım için ayrıca çok daha fazla mutluydum.
80 yaşlarındaki bu kadın beni çok etkilemişti.
Hani onca yaşına rağmen gençliğindeki güzelliğini tahmin edebileceğiniz yüzler vardır ya…
İstanbul’un iyi ve zengin ailelerinden birinin kızı olan Edalım gençken çok güzelmiş. Kalabalık bir aile, Edalım’ın ağabeyleri, halalar, teyzeler, kuzenler ile geçirilen gençlik yılları. Dönemin en iyi kız kolejinde okuyor. Ve gün geliyor âşık oluyor. Deliler gibi sevdiği adam çok yakışıklı ve o da ona çok âşık. Okul çıkışları gizli buluşmalar fazla devam edemiyor çünkü Edalım’ın ailesi tutucu. Evde olması gereken saatler belli. Önce annesine açılıyor. Aşkını, mutluluğunu ve sevdiği adamı anlatıyor. Gerekli zemin hazırlanınca yavaş yavaş ailenin erkeklerine, babaya, ağabeylere, amcalara anlatılıyor. Damat adayı ile tanışmak isteyen ailenin olaya çok mantıklı yanaşıyor olması Edalım’ı şaşırtsa da çok mutlu.
Damat adayı bir akşamüstü çay saatinde evlerine misafir oluyor. Sohbet genelde damadın tahsili, işi, ailesinin işi, oturdukları semt üzerinde yoğunlaşıyor. Edalım sevdiği adamı uğurladıktan sonra heyecanla ev halkının tek tek gözlerine bakıyor. Ve sevdiği adamın hiç bir şekilde onaylanmadığını anlıyor. Ondan sonra ki süreç; Edalım ağlıyor, mutsuz, baba kararlı, kaçacağını söylüyor, evden çıkışları kontrol altına alınıyor, okuldan hep bir aile üyesi tarafından alınıyor, sevdiği adama ulaşamıyor, onun gelmesini bekliyor ama sevdiği adam bir daha hiç görmüyor.
Ve bir daha kimseye âşık olmuyor…
Ve gelen tüm görücüleri, evlilik tekliflerini geri çeviriyor.
Hep ailesi ile birlikte yaşıyor. Tüm aile bireylerinin tek tek dünyadan göçmesi ile o yalnız kalıyor. Kuzenleri ve yeğenleri ellerini eksik etmiyorlar üstünden ama yalnız…
Çok zengin. İstanbul’da, Çeşme’de, İzmir’de evler arsalar… Hatta Çeşme’de çarşı içinde çok güzel  2 katlı 1.derece tarihi eser bir yapı vardır. Sakince O da benim dediğinde artık şaşkınlığımı gizleyememiştim. Hayatı boyunca sevdiği adamın eli haricinde başka bir el tutmadan 80 yaşına geldiğinde ben tanıdım  onu.
Ama tanıdığım kadın o yaşlı kadın değil. Sanki bir genç kız, utangaç, naif, biraz çapkın, biraz saf.
Ertesi gün Alaçatı’ya gittik hep beraber. Bu sefer mavi çok şık bir keten takım vardı üzerinde. Yine mücevherleri, yine mizample yapılmış pamuk saçları…
Sokak üzeri masalarda klasik bir Alaçatı akşamı yaşadık, yemeğimizi yedik, gelen geçene baktık, dedikodu yaptık, yine çok güldük, yine çok şey paylaştık…
Ardından dar Alaçatı sokaklarında yürüdük. Tek tek tüm dükkânlara girdik, bana içinde ışıltılar olan beyaz bir şal, kendisine küpe, kolye, bilezikten oluşan akik bir takım beğendi. Hemen taktı.
Sevdiği adam ile karşılacağı günü beklediği için hep bakımlı, hep güzel ve hep şık olması gerektiğini söyledi. Güzel olan buna gerçekten inanıyor olmasıydı…
O güzel, hayat dolu kadının koluna girdim, artık arabaya doğru gidiyorduk ki…
O dönem çok gündemde bir dizi olan “Aliye”nin erkek karakteri Halit Ergenç yemek yiyor. Edalım kolumun altından sıyrıldı ve adamın yakasına yapıştı. “Rahat bırak o kadını” diye Halit Ergenç’i silkeledi. Adam kibarca tamam dedi:)
Ve biz yolumuz devam ettik.
O gece vedalaştık, ertesi sabah erkenden yola çıktılar. Edalım’ı bir daha görmedim. Bir süre haberini aldım 1970’lerin koca gözlü kadınından. Ama onunla da irtibatımı kaybettim…
Bu olayın üzerinden tam 9 sene geçti galiba. Edalım evinde ise inci küpeleri ve kolyesi ile camın önünde sevdiği adamı bekliyor, gündemdeki dizileri seyrediyordur. Gökte bir pembe, beyaz melek ise, belki sevdiği adama kavuşmuştur.



5 yorum:

  1. of ya dumur etti bu yazı beni inan yazacak birşey bulamadım sözcükleri toparlayamadım ama bu yazıyı okuyan herkez ile aynı duyguları paylaştığımı biliyorum.

    YanıtlaSil
  2. :) Pembe beyaz Edalım hiç bitmeyen "UMUT"un simgesi gibi değil mi?

    YanıtlaSil
  3. kesinlikle hiç bitmeyen umut, edalımın sevdiği kişiye kızamak istiyorsun ama kızamıyorsun belki edalımı kazanmak adına emek sarf etmediği için kızabilirsin, aman bilemedim ya :)

    YanıtlaSil
  4. o zaman facebook yok tabii... nerden bulsunlar birbirlerini ;)
    belki de güçlü aile zayıf olanı yedi... kızmayın yazık...
    ama Edalım vazgeçmemiş hiç...
    belki istanbulda boğaz kenarında bir yürüyüşte yoruldu, banka oturdu yaşlı bi amcanın yanına... belki de gözlerinden tanıdı onu... belki de yeniden tuttu elini :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...