16 Şubat 2011 Çarşamba

Liz Taylor

Onunla bir ameliyathane’de tanıştım.
O gün ikimizde ameliyat olacaktık.
Doktorumuz aynı, ameliyat olacağımız yer aynı, ameliyat sebebimiz aynı…
Ben ondan önce ameliyata girecektim.
Son kontroller yapılıyordu.
Kan tahlil sonuçlarımız bekleniyor, tansiyonlar ölçülüyor, ameliyat olacak yerimizi henüz ayıkken işaretliyorlardı… Az sonra o bizi sersemleştirecek iğne yapılacaktı, ardından narkoz…
Birisi gelip ameliyat sıramı diğer hastaya verip veremeyeceğimi sordu. Çünkü onun tansiyonunda problem vardı, bekledikçe heyecanlanıyor, heyecanlandıkça tansiyonu artıyordu.
İşte o zaman aynı kaderi paylaştığım arkadaşıma dönüp baktım.
Nasıl anlatsam size…
Elizabeth Taylor’u düşünün. O menekşe renkli, kara sürmeli, koca gözlü kadını… İşte o kadın yatıyordu yan sedyede. Sadece tek farkı, saçları bembeyazdı…
Hani böyle “hükümet gibi kadın” derler ya…
Tansiyonu inip çıksa da, korkudan, endişeden yaprak gibi titrese de “hükümet gibi bir kadın” yatıyordu yanımda…
Onun beni görecek hali yoktu. Başında hemşireler devamlı tansiyonu ile ilgileniyorlardı.
Tabi ki önce ameliyata onu aldılar.
Ben ise, o birkaç kadeh içmiş etkisi yapan iğnenin ardından uykuya daldım.
Uyandığımda, sağımda ve solumda iki kadın, karşımda ise 3 adam yatıyordu…
Biz üç kadın göğüslerimizden ameliyat olmuştuk.
Karşımızdaki üç adam ise gözlerinden… Ve Uyanma odasında karşılıklı yatıyorduk:)
Benim sağ tarafımdaki sedyede Liz Taylor yatıyor.
O zaman ben 37 yaşındayım, O 77 yaşında…
O benden önce ameliyata alındığı için, benden önce uyanmıştı.
Benim sıramı ona verdiğimi söylemişler.
Beni uyandırdıkları zaman; onunla gülen menekşe gözleri ve doğulu aksanı ile  “geçmiş olsun kuzum “diyen sesi ile tanıştım.
Bana teşekkür etti ve nasıl olduğumu sordu. Ben yarı uykulu, yarı baygın, yarım yamalak cevapladım onu…
Ardından o kendi odasına, ben kendi odama, ameliyathane arkadaşım Liz Taylor ile yollarımız ayrıldı.
Aradan bir süre geçti…
Tedavim başladı. 45 günlük bir radyoterapi tedavisi alacaktım.
Her gün, aynı saatte hastanede, annemle beraber giyinip süslenip, elimizde kitaplarımız ile sıramızı bekliyorduk. Tedavimin 2. Veya 3. Günü…
Liz Taylor girdi Radyoloji Onkolojisi Servisine…
Ben yerimden fırladım ve koşarak yanına gittim. Kendimi tanıtmaya daha yeni başlamıştım ki, o sıkıca beni kucakladı. Ve ağlamaya başladı… Ve ağlamaya başladım…
Annem ve Liz Taylor’un kızı şaşkınlık içerisinde bizi izliyorlardı. Nereden tanışıyorduk, niye hasretle kucaklaşmıştık ve niye ağlıyorduk…
Urfalı bir aşiret kızıydı. Aşık olduğu adam uğruna memleketinden ayrılmış, İzmir’e yerleşmiş.
Dillere destan bir güzelliği varmış. Hala çok güzel bir kadındı. İri, etine dolgun, kemikli yüz hatlarına sahip, çok güzel gözleri ve çok güzel dudakları olan bembeyaz kulak hizasında kat kat kesilmiş saçları olan bir Liz Taylor…
Urfa şivesi ile ağzını doldura doldura konuşuyordu. Ama her kelimesi yüreğinden sıcacık çıkıyordu.
Liz Taylor benim en yakın arkadaşım oldu.
Tedavimiz bitti…
İkimizde o melaneti “Meme Kanseri”ni başımızdan ve hayatımızdan kovmuştuk…
Kontrollerimiz sonrası her zaman bir araya geldik, Çeşme’de, İzmir’de ailecek buluşmaya başladık.
Sonra bir gün, hem onun hatırını sormak, hem de Tiroit nodüllerim için ameliyat olacağımı söylemek için Liz’imi aradım. Ona ulaşamayınca meraklandık annemle, kızını aradık hemen.  
Tiroit nodülleri alınmıştı, 2 gün önce…
Ben ona bensiz ameliyata girdiği için kızdım, O bana “ keşke haber verseydin, 2 gün beklerdim seni” dedi…
Gülüştük…
Allah Liz’ime uzun ömürler versin…
Ve biz hep serin yaz akşamlarında ,kalabalık, neşeli dost sofralarında Çeşme'de buluşalım.

2 yorum:

  1. Hastalık ırak olsun güzel yüreklerinizden.Ne güzel iki yüreği güzel insan dost olmuş,sevgiler Kırmızı Bandanam...

    YanıtlaSil
  2. sen beni ne ağlatıyosun ki şimdi...
    seni seviyorum badişkoooommm...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...