31 Ocak 2011 Pazartesi

PİRELİ TAKVİM-31



Bu hafta PİRELİ Güzelimiz Heidi olsun...
Koca ağzı ile gülümseyen Heidi...
Heidi'nin köpeği Joseph...
Büyükbaba...
Peter...
Clara...
Bayan Rottenmeir...
Heidi’ nin tahta kupadan kana kana süt içmesi... Büyükbabasının evde yapılmış ekmeği bıçağıyla kendine doğru kesişi...
Ateşe tutarak erittiği peyniri kocaman ekmek dilimleri üzerine yerleştirmesi... Peyniri bu kadar çok sevmemin sebebi Heidi'nin büyükbabası mı acaba?
Heidi’ nin o küçücük ama sevimli İsviçre dağ evi klübesinin üst katındaki çatı arasında samanlardan oluşan yatağının yanındaki küçük yuvarlak camdan tüm dağları, gökyüzünü, yıldızları seyretmesi...
Ağlarken fıtt diye dolan ve şelale gibi bir anda boşalan gözyaşları:)
Ben çok severek seyrederdim...
Çok güzel bir hafta sonunu geride bıraktık...
Çok güldük, çok yedik, çok içtik, çok gezdik, hasret giderdik, şaşırdık, şaşırttık...
Eh malum, sevgilim yanımdaydı...
Uzun zamandır bu kadar çok gülmemiştik. Yani ben "Hork"layarak, ağzımdan, gözümden sular fışkırarak ve diyaframımın patlayacağını düşünecek kadar çok güldüm... Tabi ben "Hork"ladıkça herkes(dostoyevskim,sevgilim,dada) daha fazla güldü, onlar güldükçe ben daha fazla "Hork"ladım...
Ve daha bir sürü güzel sürprizlerle dolu bir hafta sonuydu ...Seyir defterinde daha sonra detaylı olarak anlatılacaktır...
Portakallı ve mandalinalı yer elması...
Yorumlar: "Yer elmalı Portakal...Reçel gibi olmuş...Zeytinyağı, soğanı, tuzu, belki biraz pirinç olsaydı ve belki biraz daha pişseydi, güzel olurdu:))) "
Sevgilim yaptığım yer elmasını yerken, adı üstüne "ELMA" ya, kırt kırt sesleri ben duydum...
Yani ben yaptım diye söylemiyorum ama hakikaten çok berbattı:) Ama intikamımı Lahanalı,bulgurlu Dible yaparak aldım:) Giresunlu arkadaşımın tarifine göre yaptım. Hiç su koymadım.Tencere altına bir kat ince doğranmış lahana, araya bulgur, soğan, sarımsak,yeşil-kırmızı biber, üzerine yine bir kat lahana, az tuz, az karabiber, çok kısık ateşte pişen nefis bir sebzeli bulgur pilavı oldu...Üzerine azıcık biberli yağ kızdırıp karıştırdık:) En azından yer elmasını unutturmadıysa da, damakta güzel bir tat kaldı:) 
GÜNÜN UCUBESİ...
Alıntıdır:)www.thecoolhunter.net
 
Yoğun bir pazartesi günüydü...
Hatta sendromumu bile doyasıya yaşayamadım...
Takip ettiğim bloglara bakamadım...
Kendi blogumla ilgilenemedim...
Bugünlük bu kadarcık...
Yarım Alma ...
Gönül Elma ...




27 Ocak 2011 Perşembe

Yazar ilavesi- katkısız:)

Biz yeni BLOGER'ler olarak şimdi yazar olayını keşfetmeye çalıştık...
Yani karşınızda yazarımız PEMBEEPALETLERRR...
huhuuuuu.... :)))
ben geldiiiiimmmm...
şimdi buraya yazınca nerde nasıl çıkıcak bilmiyorum...
bi keşfediiiimmm katkıda bulunucam...
siz yine de yediğiniz şeylerin katkısızını tercih edin...
sevgiler
elly

NELİ OLDUĞUNU ŞAŞIRMIŞ TAKVİM-27

Sevgilim geliyor....
Çok mutluyum...
Özlemek ne kadar güzel bir duygu değil mi?
İnsanın özleyeceği birilerinin olması çok güzel...



Bugün hava güneşli ama çok soğuk ya... Dostoyevskim ile yaptığımız telefon görüşmesinde benim erken doğduğuma karar verdik...
Evet ben 4 ay erken doğmuşum... Kışın doğan insanların genelde sisli, puslu, yağmurlu ve soğuk günlerde daha mutlu olduklarını söyledi... Ben ise Şubat ayında doğan bir Kova burcu olarak GüNeŞ olsun da, ne olursa olsun diyenlerdenim... Sonuçta 4 ay kadar erken doğduğuma karar verdik..Ve bu kilo problemiminde erken doğmamdan kaynaklandığı kanaatine vardık... Yani anne karnında sağlıklı kiloya ulaşamadan doğduğum için, aradaki farkı ilerleyen yıllarda kapatmaya çalışıyorum...
Neden mi?
İnsan günde 4-5 km. yol yürüyüp, haftanın 4 günü 30 dakika B-Fit'te hoplayıp zıplayarak nasıl kilo alır? Kesin erken doğumumla alakalı bu durum:))))) Benimle, yediklerimle alakası yok yani...

Takvim güzelini atlamayalım...
Tek kanallı televizyon döneminde Pippi'nin dizisi yayınlanıyordu...
İzlemek isterseniz jeneriği Alkışlarla yaşıyorum'da yani burada....
Bu arada Google'da arama yaparken dizide Pippi'yi canlandıran Inger Nilsson ne kadar aynı suratla yaş almış değil mi?





Bir kaç gün blogum ve takip ettiğim blog dünyası ile ilgilenemeyeceğim. Hafta sonu sevgilimleyim, hafta başı ise yoğun bir gün olacak benim için...
Onun için haftasonu dileklerimi size toptan ve önceden gönderiyorum...

25 Ocak 2011 Salı

NELİ OLDUĞUNU ŞAŞIRMIŞ TAKVİM-26


Ben yazar veya şarkıcı olsaydım gidip D&R'da otururdum herhalde. Kim alıyor kitabımı veya CD'mi diye... Ne tuhaf bişey. İnsan meraklı bir canlı... Kim gelmiş, kim ne demiş, kaç kere tıklanmış, bloguma bakmışlar mı?... Eğlenceli ve heyecanlı...Bir de ben biraz meraklıyım galiba:)

Çevrenizde yaşayan karakterleri bir düşünsenize...
Hepsi birbirinden ilginç, kimi çok sıradan, sıkıcı, kimi aşırı renkli, ego ego gezen...Ben geçen gün düşündüm, onlarla yaşarken pek anlamıyorsunuz nasıl bir karakterler ormanı içinde olduğunuzu...Ama birisine anlatmaya, tarif etmeye başladığınız zaman anlıyorsunuz, nasıl bir renk, nasıl bir kaynak var çevrenizde...
Evet kısa bir süre içerisinde yazı dizimiz başlıyor...
KARAKTERLER ORMANI...

Bu arada badimle bizim yılda bir kere yaptığımız kendimize yönelik bir seansımız vardır.
Güzel bir yemek, Şarap, hafif bir müzik, dizi çıkmış eşortamanlarımız ile canım arkadaşım badim Elly ile otururuz... Saatler sürer, çoğu zaman güneş doğmadan bir tık önce yatmışızdır...
Kendimize ve birbirimize yukarıdan bakarız. Acımasızca kendimizi ve birbirimizi eleştiririz.
Hiç düşünmediğimiz, farkında olmadığımız, saçmaladığımız, yok saydığımız yönlerimizi, huylarımızı, takıntılarımızı, komplekslerimizi bulup masaya yatırırız...
Çoğu zaman şaşırırız, üzülürüz, irkiliriz, farkına varırırız, güleriz, ağlarız ve çok rahatlarız...
İkimize de çok iyi gelir... Zamanı geldi...Vakit " Kendine yukarıdan bakma zamanı"...
Bu arada Badim Elly'nin de artık bir blogu var... Burada:))

SIRADANLIĞA HAYIR...
PLAZALARA HAYIR...
Çok komik bir milletiz.
Şimdi ben bir plazanın bilmemkaçıncı katında çalışıyorum ya...
Sabahları asansörde sıra oluyor. Bildiğiniz sıra...Sabah ofise çıkmak için 10 dakika asansörde kuyruk bekliyoruz.
Tabi herkes gele gide aşina artık birbirine...Ona rağmen kimse birbirine "Günaydın", "İyi çalışmalar", "İyi günler" ve benzeri olumlu dilekleri dile getirmiyor... Bir asansörün içine doluşan 10 kişi yüzünü kapıya, sırtını arkasındaki insana dönerek, en asık ve en mutsuz hali ile ineceği kata ulaşıyor.
Herkes gri, siyah, lacivert... ( Benim FUŞYA şapkam var, üzerinde de kırmızı, mavi,yeşil çiçekler:)
GÜNÜN YAZIK'ı....
Kuyruğun önünde duran arkadaşlarının yanına gitmek isteyen bir kişiye, kuyruğun arkalarından gırtlağını doldura doldura "Sıra var, sıraaaa" diye bağıran kişi...Ne olacak ki... 8 adet asansör devamlı inip çıkıyor, alt tarafı 1 dakika geç çıkacaksın ofisine...
Ben insanların bu süratini, anlamsız sinirini ve suratsızlığını anlamıyorum... Hepimiz o bağıran adama ÜZÜLEREK baktık.
Ama yine suratsız ve merhabasız asansörümüze bindik, kapıya suratımızı döndük... Heyecanla katımıza gelmeyi bekledik:)

KÖPEK SAHİBİ OLMAK...
Bir kaç gün önce "KUTUP MACERASI diye bir film izledim. Türkiye'de tek seyretmeyen benmişim zaten:) Çok etkileyiciydi...



PİRELİ TAKVİM-25

Blog sahibi olmak, izlenmek, blogları takip etmek, sevdiğin bloglar acaba bugün ne yapmışlar, ne yazmışlar demek... Hakikaten çok eğlenceli, çok keyifli...
Tabi bu iş layıkıyla nasıl yapılır bilmiyorum, yavaş yavaş öğreniyorum...
Ama inanılmaz güzel bloglar var...
Kimisi kendisi için yazıyor, kimisi kendisinde var olanları paylaşmak için yazıyor...
Kimisi içinden geldiği gibi, kimisi bilimsel, kimisi sanatsal...
Kimi eleştiriyor, kimi ben buyum istersen okursun diyor...
Çok karışık, çok renkli...
Henüz sıkı bir blog yazarı ve takipçisi değilim ama dediğim gibi yavaş yavaş öğreniyorum...
Hiç bir zaman günlük tutmayı beceremedim...Yıllar yıllar sonra, yani şimdilerde yazıyorum, gezileri, haftasonu kaçamaklarını, özel günleri... Çünkü bir balık hafızasına sahip olduğum için...
Biz çocukken anı defterlerimiz vardı... Her arkadaşımızın çiçekler, böcekler çizdiği, "sepet sepet yumurta, sakın bani unutma" diye sayfasını sonlandırdığı anı defterlerimiz...
Sonra büyüdükçe(lise) anı defterlerimiz şekil değiştirdi. Sevdiğimiz şarkıcıların, grupların dergilerden kesilmiş fotoğrafları, şarkı sözleri, şiirler, film afişleri ile kolaj yaptığımız bir defter.
Benim kolaj defterimde kimler vardı...
Richard Gere fotoğrafları...Lionel Ritchie fotoğrafları ve onun tüm şarkılarının sözleri... Ve ne kadar ilginçtir hepsini ezbere bilirdik benim can arkadaşım Siboşumla...Kim Wilde fotoğrafları ve şarkı sözleri...Grease, Hair, Nefes nefese (Breathless) film afişleri...vesaire...vesaire... Biz o zaman ev partileri yapardık. Deli gibi dans ederdik, hatta günler öncesinden evde ayna karşısında çalışırdık...
Şimdiki gençlerin sosyal iletişim ağları var...
Eskiden fotoğraf albümü vardı herkesin, şimdi Facebook'da albümü var...

YELKEN BALIKLARI İLE DALIŞ
Yelken Balığı Macerası - Isla Mujeres, MEKSİKA'da son derce hızlı olan Yelken balıkları sardalye yerken onları suyun altında seyretmek...




Ben tuhaf rüyalarım ile ünlüyümdür...
Yani tuhaf derken, film gibi, konulu, hatta bazen yemek yapıyorum rüyamda, sabah kalkınca tarif aynen aklımda... Ve hemen hemen her gece rüyalarım benimle, ben rüyalarımdayım...
Örnek Rüya1:
Rüyada yapılan yemek...
Mısır unu öncelikle alınıyor ve fırına veriliyor....
Jülyen doğanmış yeşil fasulye, kabak, kırmızı biber ayrı ayrı az tuzla ovularak suyu çıkartılıyor ve süzülüyor... Fırınlanmış mısır unu, sebzeler, tuz, karabiber, pul biber ile az su ile karıştırılarak
çok az yağlanmış yanmaz tavada omlet gibi iki tarafı birden kızarana kadar pişiriliyor...Tabak yardımı ile ters çevriliyor ve süzme yoğurt ile servis ediliyor...
Sonra sabah uyanır uyanmaz bu tarifi denemek için gerekli malzemelerin olup olmadığına baktım. Hepsi vardı. Ve yaptım... Çok güzel oldu... Sonra Sevgilimin önerisi ile diğer denemelerde içine beyaz peynir ve dereotu koyarak çok daha güzel bir hale getirdik...



Hava bugün çok soğuk ama bir tuhaf beyazlık var... Kar gelecek diyorlardı gerçekten geliyor galiba... Havadan sudan bahsetmek,"beyaz elden mamul askılığı" görünce aklıma geldi:) herhalde... Badimle açmayı düşündüğümüz TUHAFİYE dükkanı için malzeme toplarken bir yerden almışım bu fotoğrafı. Tasarımcıya ait ve kopyaladığım siteye ait her hangi bir not almamışım. Affola:)

24 Ocak 2011 Pazartesi

PİRELİ TAKVİM - 24


BU HAFTA ÇOK GÜZEL BİR HAFTA OLSUN...

ÖZGÜR OLALIM...


ÖZGÜN OLALIM...


SAĞLIKLI OLALIM...


AŞIK OLALIM...


ÇOK ÇALIŞIP, ÇOK PARA KAZANALIM:)


Bu haftanın PİRELİ TAKVİM güzeli PİPPİ UZUNÇORAP...
Pippi küçük bir kasabanın ucundaki villasında bir başına yaşar. Babası bir denizci, annesi gökte bir melektir. Bir maymunu, bir atı ve upuzun çorapları vardır Pippi’nin.

Olağanüstü bir güce sahip, becerikli, hazırcevap, iyiliksever ama sıradan insanlara göre hayli tuhaf Pippi’nin hikâyesinin yazarı Astrid Lindgren... Okuduğum zaman aklımdan çıkmayan,
"Özgürlük" ve "Özgünlük" kavramları ile beni tanıştıran en sevdiğim roman kahramanlarından biridir Pippi...
Okumadıysanız mutlaka okuyun... Çocuğunuza ise kesinlikle okutmanız lazım...Olmazsa olmazzzz...


Astrid Lindgren, roman kahramanı Pippi'yi akciğer iltahabından hasta yatmakta olan ve Pippi Uzunçorap'dan (isim o an aklına gelmiş) bir hikâye dinlemek isteyen kızı Karin 'e bakarken keşfetti. Başlangıçta yazar olmaya niyeti olmayan Astrid Lindgren yıllar sonra, bacağının kırık olduğu bir dönemde hasta yatağında yatarken, bu hikâyeleri kaleme almıştır. Yazarın Pippi'yi esinlendiği şahıs, büyük ihtimalle kızı Karin'in 40'lı yıllardaki sınıf arkadaşı Sonja Melin 'dir. Bir başka esinlenme ihtimali de 1930'lu yıllarda Danimarkalı roman yazarı Karin Michaelis'nin kullandığı "Bibi" karakteridir. Dikkat çeken sadece isim benzerliği olmayıp, Pippi 'nin de Bibi gibi korkusuz bir küçük kız olmasıdır. O da bir istasyon memurunun kızı olarak Danimarka'nın trenlerinde serbest seyahat eder, çekincesiz ve birçok yetişkinin gözünde yaramaz, ama aynı zamanda sevecen, sorumluluğun bilincinde ve sosyaldir. Bir başka esin kaynağı da Lucy Maud Montgomery'nin kırmızı saçları ve yaşam tarzıyla Pippi'yle benzerlikleri olan roman kahramanı "Anne" dir. (Yazar ile ilgili bilgi vikipedi'den alınmıştır.)
Uzun zamandır hazırlandığımız ve geçen hafta ise bizi kilitleyen ihale sonuçlandı. Henüz resmi açıklama yapılmadı ama biz alamadık. "Hayırlısı olsun" dedik klişe klişe...Ama hepimiz üzüldük, çok inanmıştık... "Hayırlısı"... Onun için bugün şirkette ve bizlerde bir ağırlık, bir hüzün hakim...
Havaya o kadar uyumlu bir ruh hali içindeyiz ki...
İsli, sisli, pis puslu...
Ama şimdi sırada yine uzun zamandır üzerinde çalıştığımız başka bir ihale var...
Çeşitli sebeplerden dolayı uykuya yatan proje tekrar canlandı... Ve ay sonuna kadar revize teklifler isteniyor. Bu proje benim çok istediğim bir proje... Ege'ye davetiye benim için... 2 yıllık bir proje ve ben Ege'de bir kasabada yaşamak zorunda kalacağım:))) Ballı, kaymaklı,meyvalı, dondurmalı ekmek kadayıfı:)
Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.
Güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun.

Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun, rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.

İşte bundan korkuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun...

William Shakespeare


Uzun zamandır elime yapışan bir kitap...
İsyan Günlerinde Aşk... Ahmet Altan...
Hani sevmediğim veya romanın içine giremediğim için değil elime yapışması... Bu aralar öyleyim... Ne sanat çalışmalarım, ne kitaplarım hiç bir şey yapmıyorum... Sadece aralıksız dizi seyrediyorum:)))
Hatta aynı anda 2-3 dizi bile seyredebiliyorum. Bu durumdan çok hoşnut değilim ama merak ediyorum ve bırakamıyorum... Çekirdek gibi:)



21 Ocak 2011 Cuma

PİRELİ TAKVİM-Cumartesi-Pazar


















Deniz kenarında tam denizle kumsalın birleştiği sınırda yatmak... Güneş tam tepemde...Yarım suyun içinde ıslak ve serin ve tuzlu, yarım suyun dışında sımsıcak ve kuru ve kumlu...Ve sadece denizin sesi...Bu hafta yoğun bir hafta geçirdim. Haftasonu kendimi suya bastırmak istiyorum. Nedense aklıma gelen, içimden geçen tüm hayallerim, tuhaf isteklerim, seçimlerim hepsi suyla, denizle bağlantılı...Eh kış günü nerede bastıracağım suya kendimi... Hayallerde :)


ŞİBUMİ
TREVANİAN


GÜNÜN TUHAF İSTEĞİ...

ATLA VESPA'ya...
BOyNUnda PUaNtiyeli bir Eşarp ile Pır pıR git...
RüzGarda uçuŞsuN PuANtiyelerin:)


Farkındaysanız tüm istekler, hayaller, doğa, deniz, rüzgar üzerine... Şehirden kaçmak arzusu nasıl büyük belli oluyor değil mi?
Bugün cumartesi ve ben bir plazanın bilmem kaçıncı katında hiç penceresi açılmayan ve taze hava ile yüzleşemediğiniz bir ofiste, yükseltilmiş döşemeler üzerinde, camlı bölmeler içinde şehire tepeden bakıyorum...
Halbuki lavanta tarlalarımın içinde geziyor olabilirdim...
Butik otelimizin sezona hazırlık tadilatları ile uğaşıyor olabilirdim...
Ayağımda lastik çizmelerim ile terastaki çamurları yıkıyor olabilirdim...
Bahçenin köşesinde boş kalan yere roka mı eksem, maydanoz mu eksem diye düşünüyor olabilirdim...
Uzun yürüyüş parkuru olarak bir gün köyün içine, bir gün sahile, bir gün tepelere çıksam diye planlıyor olabilirdim...
O günler de gelecek...
Şu anda mutsuz değilim ama bir kasabada doğa içinde sevdiğim ile birlikte yaşadığım zaman galiba çok daha mutlu olacağım...
Her şeyin bir zamanı var...
*İşler bu kadar yoğun olunca, ruha böyle yansıyor demek ki... Bir kaçma hali, bir arınma durumu, bir doğaya dönüş isteği, kendini suya bastırma isteği...

























AKŞAM BASKISI

Sabah 9.30'dan 16.00'a kadar deli bir toplantı sonucu bu hale gelmiş bulunmaktayım...
Ne sıhhatli ne de Pireli takvim yok tabi ki:)
Yarın görüşürüz diyor ve huzurlarınızdan çekiliyorum...
Güzel bir akşam geçirin...

20 Ocak 2011 Perşembe

Öylesine...








Burası bir KASAP Dükkanı...
Ne kadar güzel, ne kadar özenli değil mi?
Sanki et değil mücevher veya tasarım çanta satıyor...
Böyle olmalı işte...
Neyse yaptığın farketmez...
Özenli, farklı, özgün...

www.victorchurchill.com

NASIL MESAJ YÜKLÜ OLDU AMA:))

EN İYİSİ SEN OL!
Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Ama Dere kenarındaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir avuç ot ol.
Bir yola neşe ver.
Bir nilüfer olamazsan bir saz ol.
Ama Gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya da mecburuz.
Burada hepimiz için birer iş var.
Cadde olamazsan, sokak ol.
Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir
Her ne isen onun en iyisi sen ol...

Ralph Waldo Emerson

PİRELİ TAKVİM - 20


Her daim ütülü kadınlar vardır ya...Saçlar hep düzgün, giyim, kuşam, makyaj, manikür hepsi fırından yeni çıkmış gibi... Taze yani...Sanki gerçekten ütülenmiş gibi...Hep özenmişimdir öyle ütülü kadınlara...Ama bir türlü olamadım. Ben olsam saçlarım olmuyor zaten. Bir dağınıklık,bir kayıklık, bir kabarıklık, bir çarpıklık, bir sarkan ucum, bir pırtlayan saç telim her zaman vardır.
Bunu niye mi yazdım?
Miss Piggy ile bir alakası yok bu ütülü durumun. O da hayli ütüsüz bir kadın.
Ama benim yazma sebebim başka... Dün malzeme tanıtımı için gelen bir firmanın yetkilisi bana bu ÜTÜLÜ KADIN imajını tekrar hatırlattı. Akşam üzeri saat 16.000... Mesai bitimine kalmış 2 saat... Benim saç baş dağılmış, sabah yapılan makyaja sadece göz bölgesinde rastlanıyor, üst baş otur otur kırışmış...
Ütülü kadın sanki evden yeni çıkmış, hemen de kuaföre uğramış bir tazelikte, üstünde ne bir kırışıklık, ne de bir aykırı saç teli...
Ama ilgimi en çok tırnakları çekti. Yaklaşık 3cm. uzunlukta her bir tırnak ve kırmızı ve uçlarında çiçekler... Zannımca protezler ama ben Ütülü Kadın'ın ellerine bakmaktan tanıttığı malzemeyi hatırlamıyorum...
Ben niye ütülü olamıyorum acaba?







18.Ocak tarihli takvimimde günün TUHAF isteği olarak ağaç ev sahibi olmayı istemiştim...
Ama hakikaten ağaçta bir ev demiştim ya...
İşte böyle bir ev istemiştim. Şimdi İsteğimi yineliyorum...

Günün tuhaf isteği...

BİR AĞAÇ EV SAHİBİ OLMAK...

Ne kadar güzel değil mi?
Yani ben çok sevdim...

www.baumraum.de

Çok deli ve keyifli ağaç evler var...
Yani Günün tuhaf isteğini fotoğraflı olarak yinelemek istedim...
Hani evrene sipariş veriyoruz ya:)
Fotoğraf ve imal eden firma bilgilerini de koydum.
Yanlış anlamaya mahal vermemek adına...
Ne kadar basit, o kadar güzel, o kadar huzur aslında...Ruh detoksu, dolap detoksu vesaire vesaire demeyeceğim, pek anlamıyorum o işlerden. Ama bildiğim bir tek şey var... Biz hayatlarımızı kendi ellerimizle karmaşık bir hale getiriyoruz...Diyorum da, benim evimi görseniz ıngıldan cıngıldan geçilmiyor o başka...



Takvimdeki bu değişiklik hoşuma gitti... Diğerinde kısıtlıydım ya. Bir sayfaya sığdırmak gerekiyordu ya... Böylesi daha güzel oldu sanki...Sınır yok, çerçeve yok:)
Yok yok, diğeri daha güzeldi, en azından anlamlıydı. Çünkü tek sayfaydı, takvimdi,vesaire, vesaire...

BİZ İKİ HIRSIZ ARASINDA KENDİMİZİ FEDA EDERİZ. DÜNE AİT ÜZÜNTÜLERLE, YARINA AİT KORKULAR. Fulton CURSLER demiş ama Mr. Cursler kimmiş bulamadım...


Hayatım boyunca hep kilo problemim oldu. Tuhaf, saçma sapan diyetler yapmışlığım da oldu... Ta ki fıstık gibi bir diyetisyen bana düzgün yaşamayı, beslenmeyi öğretene kadar. En azından neyi, nasıl yemem gerektiğini, nasıl yaşamam gerektiğini kendimle baş edebilecek ve sağlıklı yaşlanacak şekilde öğrendim. Ama Spor konusunda hiç bir zaman disipline olamadım. Ta ki B-Fit ile tanışana kadar.
Spor salonları, üçgen vÜcÜtlu adamlar, abdominal kaslı son moda eşortmanlı kızlar saatlerce pedal çevrilen tuhaf aletler benim için hep paramı yatırıp, 2.haftadan itibaren gitmediğim salonlar olmuştur.
Ama bu B-Fit olayı süper...
30 dakikada sporunuzu bitiriyorsunuz. Ve inceliyorsunuz...
Ben henüz çok bir incelme kaydedemedim, azıcık bir toparlanma diyelim:) Bayanlara tavsiye ederim...B-Fit sadece bayanlara özel bir spor salonu...
www.b-fit.com.tr

Günün Hayali...
MOTORLA TÜRKİYE TURUNA ÇIKMAK...
(Hepsini bir çırpıda gezemiyeceğimiz için BÖL ve GEZ yöntemi ile)


Ayn RAND...HAYATIN KAYNAĞI....



MONICA MOLINA....Bu sabah soğuk ama güneşli bir hava var. Yürüyerek geldim işe ve Monica Molina dinledim. Çok keyifliydi...


Sabah Kahvaltıda marul, roka,dilim havuç, nar ve üzerinde lor peyniri ile koca bir tabak salata yedim. Azıcık portakal sıktım salatanın üstüne...Yanında bir dilim kızarmış tam buğday ekmeği... Çok lezzetliydi:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...