SEYİR DEFTERİ - Bodrum - Mazı Köyü

ŞİMDİKİ ZAMANI GÖZLERİMİZ BAĞLI GEÇERİZ. ÇOK ÇOK YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ ŞEYLERİ SEZEBİLİR VE TAHMİN EDEBİLİRİZ. ANCAK DAHA SONRALARI, GÖZLERİMİZİN BAĞI ÇÖZÜLDÜĞÜNDE VE GEÇMİŞİ İNCELEDİĞİMİZDE, YAŞAMIŞ OLDUĞUMUZ ŞEYLERİ KAVRAR VE ONLARIN ANLAMINA VARIRIZ…
MİLAN KUNDERA “ GÜLÜNESİ AŞKLAR”

BODRUM.........MAZI KÖYÜ :)

Aylardan Haziran...
Günlerden Cuma...
İzmir'den yola çıkıyoruz. İstikamet Mazı köyü
Son anda uyku tulumlarımızı almaktan vazgeçtik. Çünkü bendeniz sepet boxer, iki kişilik olabilecek uyku tulumunun her ikisini sağ almışım:) Tabi ki yine atışmadan çıkamıyoruz evde. Yok, geç kaldık, yok saç köpüğü motorcuyu bozar, yok çorap ve kapalı ayakkabı giymeden motora binilmez derken zar zor vapura yetişiyoruz.
Vapurda 1 adet simit, iki adet üçgen peynir ve büyük bardak çayımızı içiyoruz. Keyfimize diyecek yok. 
Çok heyecanlı…
Sevgilim ve ben  yollardayız. Otobana çıkıyoruz.
Öğlen sıcağına kaldık, bakalım ne yapacağız?
Limontepe outlet’lerde ihtiyaç molası veriyoruz.
Bir yandan sohbet ediyoruz, elma yiyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Rüzgârı ve etrafımızdaki tüm kokuları hissediyoruz. İnanılmaz keyifli:) doğanın kokusu, çöp şişçilerin kokusu, asfaltın kokusu…
Uzun zamandır yapmayı planladığımız bir işi gerçekleştiriyoruz. İkimizde çok keyifliyiz. Hem de çok:)
Otobanda son molamızı veriyoruz. Karnımız acıktı ama kendimizi Bafa gölünün kenarındaki Çeri restaurant’a saklıyoruz.
Gölün ortasındaki adaya karşı, çardak altında çoban salata, yoğurtlu semizotu, haydari, sigara böreği ve yayık ayranı saçta yeni pişmiş bazlama ile yiyoruz..
Kahvemizi sedirde içmeye karar veriyoruz. Ayran uykumuzu getirdi. Nuri 20–25 dakika kadar derin bir uyu çekiyor. Ben ise sevgilim kucağımda uyurken, hafif esen rüzgârın ve Bafa gölünün keyfini çıkartıyorum
Mumculardan sapıyoruz Mazı’ya doğru. Yol güzel. Çam kokusu, kekik kokusu, toprak kokusu arasında gidiyoruz.
Mumcularda mola. Dondurma yiyoruz, soluklanıyoruz. Yola devam.
Yukarı Mazı’ya kadar olan yol; bir taraf uçurum, keskin virajlı, %10 eğim uyarı tabelası ve en önemlisi yol yok. Benim süper sevgilim biraz stres yapıyor ama ben çok rahatım. Ona sonuna kadar güvendiğim için, arkada fotoğraf çekip yolun tadını çıkarıyorum. Yukarı Mazı ve Aşağı Mazı arası yol (3km) yine virajlı ama en azından yol var ve uçurum yok. Aşağı Mazı’dan sonra sahile 4km.lik yolumuz var. Bir anda karşımıza çıkan Deniz ve Datça yarımadası nefesimizi kesiyor. Aklımıza Orhan Veli’nin Gemlik girişindeki “Dikkat denizi göreceksin, Şaşırma” cümlesi geliyor. Uyarı olmadığı için biz şaşırdık:)
Yol çatallaşıyor aşağı Mazı köyünde. Köylülerin tavsiyesi ile sağa İnceyalı Büküne gitmeye karar veriyoruz. Sola dönseydik hurma plajına inecekmişiz.
İnceyalı bükündeyiz. 4 pansiyon ve 1 restaurant var. Tüm pansiyonlar “Her şey Dahil” çalışıyor. Önce bir anlam veremiyoruz. Pansiyonun sahibi “Devrik Muhtar” Mehmet Taş’a biz oda kahvaltı anlaşalım diyoruz. Mehmet amca gülüyor, iyi de nerede yiyeceksiniz demez mi. Haklı galiba ;)
TAŞ PANSİYON- 0.252.339 20 89                  
MEHMET TAŞ- 0.533.330 87 63
Odamıza yerleşiyoruz. Pırıl pırıl bir pansiyon. Denizin tam kenarında, hemen mayolarımızı giyiyoruz ve akşam serininde kendimizi denize atıyoruz.
Denizle aramızda 15mt. Var. Masamıza kuruluyoruz. Akıllı sevgilimin aldığı ve buzdolabında soğutturduğu şarabımızı açıyoruz. Sadece denizin çakıllara vuran sesi var.
Mehmet amca akşam menümüzün balık ağırlıklı olduğunu söylemişti. Balık çorbası ile başlıyoruz. Ardından çoban salata ve beyaz peynir ile şarabımızı içiyoruz. Sohbet ediyoruz. O kadar mutluyuz ki ikimizde. Bu seyahat ve Mazı köyü bize ilaç gibi geldi. Ruhumuzu suya ve rüzgâra yatırmak için 2 günlük bir kaçamak.
Bu arada Mehmet amca kılış şişlerimizi getiriyor. Pansiyonun bahçesinde tam ortada kocaman bir ocak, her şey ızgara :)
Balık çok lezzetli, hava çok güzel, biz yan yana ve çok âşık…
Karpuzumuzu yiyoruz, kahvemizi içiyoruz. Şarap mı çarptı, motor yolculuğumu yoksa tmiz havamı bilmiyoruz ama çakır keyif olduk. Yatmadan önce iskeleye yürüyelim ve yıldızlara bakalım diyoruz. 
İskeleye tahtaların üzerine uzanıyoruz. Binlerce, milyonlarca yıldız tepemizde yanıp sönüyor. Büyüleyici bir manzara. İskele denizden 50 cm yukarıda. Denizi hissediyoruz. Yıldızlar üstümüze başımıza akıyor sanki. Bir de biz iki sevgili, Mazı’da tahta bir iskelede el ele yıldızların altındayız.
Bir sonraki gün...
Cumartesi...
Sabah 8.00’de uyanıyoruz. Yüzümüzü denizde yıkayacağız. Mayolarımızı giyip, fırlıyoruz. Deniz çarşaf gibi.
Yüzüyoruz…
Yüzüyoruz…
O sırada balıkçılar dönmeye başlıyorlar.
Mazı’ya gidip de “Sokkan” yenmeden dönülmezmiş. Sevgilim balıkçılarla sohbette. Kimisinin ağına sokan takılmamış, kimisi kendisine ayırmış, satmıyor. Ama daha gelirmiş balıkçılar.
Kahvaltıdan sonra kitaplarımızı alıp pansiyonun duvarı ile deniz arasında kalan 2.5mt.lik kumsaldaki, şezlonglara seriliyoruz.
Kısaca tüm gün ;
Kitap okuyoruz,
Yüzüyoruz,
Uyuyoruz,

 Sevgilimin 12.5TL’ye aldığı sokkanları Mehmet amca bize ızgara yapıyor. (Ayşe abla, gevrek sesiyle, Nuri’ye kazıklandığını anlatıyor. Aslında 10Tl.imiş:)
Ayşe abla tipik bir karakter bu arada. Google’da kocasının kaç kere tıklandığını biliyor. 
İnternete girecen bakıverceen diyor, Muğla’ya özgü gevrek sesi ve usun heceleri ile :)

Kabak çiçeği dolması, yaprak sarma, domates, soğan söğüş ve sokkan ızgara. Yanında bir kadeh soğuk beyaz şarap ile yemeğimizi yiyoruz... Sohbet ediyoruz…
Ardından;
Kitap okuyoruz,
Yüzüyoruz,
Uyuyoruz,
Arada Mehmet abi’nin şiirleri ile tanışıyoruz. “Alın Yazısı” şiiri hoşumuza gidiyor.
BU DÜNYADA İKİ ŞEY VARDIR,
BAKSANIZ DA GÖRÜNMEZ.
BİRİ ALIN YAZISI, BİRİ GÖNÜL YARASI,
İSTESENİZDE SİLİNMEZ…
Sevgilim ile onlar ince ince atışırken, biz Ayşe abla sohbet ediyoruz.
19.30 civarı motorumuzu temizliyoruz, parlatıyoruz.
Üzerimize bir şeyler geçirip, tekrar sofraya oturuyoruz.
Yine serin ve çok lezzetli şarabımız başrolde…
Kılıç kızartma, sokkan ızgara, Efe otu ( yöreye özgü bir ot; çok haşlanmış brokoli tadında, güzel:), bol salata, sigara böreği ile yine patlayacak durumdayız.
Bu sefer iskele ve yıldız şölenini kısa kesiyoruz:)
Serin serin odamıza gidiyoruz:)
Ertesi gün:)
Pazar...
Bugün daha farklı bir heyecan ve keyifle kalktık. Sabah 7.30’da kahvaltıya oturuyoruz. Yolumuz uzun. Bodrum’a gidiyoruz. Dalış yapacağız 2 buddy:)
Bizi evindeymişiz gibi ağırlayan ve yolcu eden Ural ile vedalaşıyoruz. Bizi bekleyen %10’dan fazla eğimli, virajlı yolumuza çıkıyoruz.
Yukarı mazı Köyünde sırtında 5mt. Ve ucu çivili bir sopa taşıyan kadın, yol kenarında sohbet ediyor. Sopanın ucu yolun yarısına kadar gelmiş. Kadın bir dönse veya Sevgilimi fark etmese, suratımızda patlayacak çivili değnek.Sevgilimin yat komutuyla bir tehlikeyi sıyırıp geçiyoruz.
Yine kekik ve çam kokuları eşliğinde sabahın erken saatinde yollardayız.
Sadece BİZ.Doğanın ortasındaki bu tek olma durumu bizi büyülüyor.
Bodrumdayız. A. ile Sevgilim bir gün önceden program yaptılar. Eski Tmt (Yeni Vera )c ) otel’den kalkıyormuş tekne. Teknenin yanına geldiğimizde içeriden uyuklayan bir adam çıktı, hiç dalışa gidilecek bir tekne havası yok. Öğreniyoruz ki; A. İzmir’deymiş. Benim sevgilim erecek galiba:) ne diyorsa çıkıyor. Erken gidelim, bir aksilik olursa başka dalış kulübü bulacak vaktimizi olsun diye söylendi durdu dün akşamdan beri. Onu seviyorum…
Hemen E.'ıarıyoruz. 10 dakika içerisinde teknede olun. Tekne marina’da diyor.
10 dakika sonra teknede kendimize yer bulmaya çalışıyoruz.
Zevkten dört köşeyiz. C-47 Uçak ilk dalış noktamız.
Malzemelerimizi hazırlıyoruz. Grubumuz sıkı deep diverlardan oluşuyor. Estonyalı bir çift, 2 adet dive master (bir adedi oldukça genç ve güzel bir rus :) ve liderimiz doğulu şivesi ile kara yağız Nevzat.
Dalışa kadar popomuzu koyacak bir yer bulup teknedeki tipleri incelemeye başlıyoruz.
Klubün sahibi E. :
Kulağında küpesi ve aksesuarları ile hala gencim diyen Orta yaşlı Bir Bodrumlu. Esprileri ile bizi güldüremediği için şaşkın. Tekne çok düzenli. Malzemeler temiz ve bakımlı. İşlerini ciddi yapıyorlar. Esprilerini dikkate almazsak Bodrum’a gittiğimizde emniyetli dalış yapabileceğimiz düzgün bir kulüp.
D... dalış kulübünün sahibi veya eğitmeni Dövmeli amca:
Yakuzaaa
Ben bakamadım ama sevgilimin incelemeleri sonucunda, vücudunu kaplayan kılların tıraş edildiği kararı verildi. Tüm vücudu dövmelerle kaplı. Genç, yaşlı, kadın, erkek herkese “abi” diyor.
Open water öğrencilerine normal hava ile en son inebilecekleri derinliğin 68mt. Olduğunu anlatan bir eğitmen…
Su altındaki selamlaşmanın nasıl olduğunu bir dil hareketi ile anlatıyor elemanlarına. Hani şu Amerikan filmlerinde Tır şoförlerinin yaptığı bir hareket :)
Biz hep dalış işini ve dalış çevresini rafine zevkleri olan, kültürlü insanlar olarak gördük ya… Yadırgadık tabiî ki …
Liderimiz N.:
Doğulu, bozuk şivesi, uzun kıvırcık saçları, küpesi ve kolyesi ile bize iyi bir liderlik yapıyor su altında. Esnaflığını ise Bodrum sualtı ile ilgili yapılmış bir kitabı pazarlayarak gösteriyor.
Kaptan & Aşçı görevini üstlenmiş ulu şahsiyet:
Animasyonun bir parçası olduğunu düşündüğümüz bir afra, bir tafra… Yok, ortada durmayın, arkada birikmeyin, büyük dalga geliyor, kadınlar ve çocuklar otursun. Derken üfürükten tayyare bir dalgacık yalayıp geçiyor. Biz hayretler içerisinde etrafımıza bakıyoruz.
Çanlar çalıyor, yemek zamanı… Ah Bercisus, ah Erdinç, ah küçük Tolga… Aramamak mümkün mü?
Mutfaktaki stres ve ciddi hava neticesinde mantı veya yaprak sarma yiyeceğimizi düşünmüştük. 1 parça ¼ sosis, salata azıcık ve makarna :)
Tabi irmik helvasını aklımıza bile getirmiyoruz. Yemek sonrası açlığımızı yanımıza aldığımız meyveler, eti burçak, badem ve kayısı ile bastırıyoruz.
Sonuç :
C–47 uçağına ve küçük reef’e çok güzel iki dalış yapıyoruz. İki Buddy, iki sevgili, iki aşık, orfozlara, lahoslara çipura muamelesi yapıyoruz. Ama asıl beni etkileyen uçak ve uçağın altına yuva yapmış dev orfozdu. Sığdan başladı dalış, 28mt.lerde uçağı göreceğimizi biliyoruz. Ben aşağılarda tavşanlara, orfozlara, papağanlara dalmışım gidiyorum. Aşkım işaret ediyor, yukarıyı gösteriyor. Kafamı bir kaldırdım. Kocaman bir uçak :) çok etkileyiciydi. Tabi suyun altında batık görmek ayrı bir heyecan veriyor. Ama batık bir uçak ise, daha farklı bir his uyanıyor insanın içinde.
Saat tam 16.30’da limandayız. Ben dondurma krizindeyim. Sevgilim bana dondurmacı buluyor. Kocaman dondurmalarımızı yiyoruz. Hazırız.
Dönüşe geçiyoruz.
Sevgilimin beline sarılıyorum. Saat 17.15 yola çıkıyoruz. 3.5 saatlik bir yolculuktan sonra ikimizden âşık olduğu şehre İzmir’e geliyoruz. Bir yere gidip bir şeyler atıştıralım diyoruz çünkü birazcık yorulmuşuz… Hadi ben arkada öyle saksı gibi oturdum, sevgilim çok yoruldu…
Balığımızı, salatamızı yiyoruz. O kadar yorgunuz ki şarabımızı bitiremiyoruz…
Ama ne kadar güzel bir yorgunluktur bu… 2 dalışın verdiği tatlı yorgunluk, damarlarımızda dolaşan azot, motor üzerinde aşılan 3 saatlik yol, güneş, rüzgâr, arada başarıyla atlatılan şehir eşkıyaları…
Ve…
Önce hayal et…
Hayalini gerçekleştirince aldığın keyif bir başka…
Ve…
Hayallerinin büyüğü, küçüğü, imkânlısı, imkânsızı, mantıklısı, mantıksızı olmasın…
Sen sadece hayal et…







3 yorum:

  1. SEVGİLİ KIRMIZI BANDANA SİZİN SEVGİLİNİZ ÇOK ŞANSLI BİR ADAM. ÖMÜR BOYU BİRLİKTE OLUN HEP KEYİFLİ GÜNLER SİZİN OLSUN....

    YanıtlaSil
  2. Ben de çok şanslıyım Mr.Jery...
    İkimizde şanslıyız çünkü sallanan sandalyelerimizde birlikte yaşlanmak istiyoruz:)

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Nehire'nin bloğu aracılığı ile keşfettim bloğunuzu...Hayata dair pek çok şeyi içeren, anlamlı yazılarınız ve çok içten anlatımlarınızla bloğunuz ilgimi çekti:)

    jerry'nin dileklerine bende aynen katılıyorum...

    SEVGİLİNİZLE BİRLİKTE SAĞLIKLI, HUZURLU, KEYİFLİ VE SEVGİ DOLU GÜNLERİ SONSUZA DEK YAŞAMANIZI DİLERİM...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...